Mustafa Önder Kıyıklık ile Röportaj

Kaliteli bir eğitim alıyorduk, hemen her dersi görüyorduk. Dini ilimlerin yanında pozitif bilimleri de öğreten, gösteren bir okul. Fen puanında özellikle birinci olmuş olmamız, İmam-Hatiplerin bu özelliğinin, bu yönünün de olduğunu göstermiş oldu.

Önder ağabey, öncelikle sizi tanıyalım, Hayatınızı bize özetleseniz?

1975 Çorum doğumluyum ama İstanbul’da büyüdüm. İlkokulu İstanbul’da okudum, arkasından, 1986 senesinde Beykoz Anadolu İHL’ye girdim. 94’te de Kartal Anadolu İHL’den mezun oldum. Aynı yıl Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Müh.’e girdim. 99’da mezun oldum. Mezun olduğum sene, Amerika’da Atlanta’da Georgia Tech. Uni’de doktora programına kabul aldım, PhD programına. 2003 sonuna kadar orada kaldım. Yüksek Lisansı tamamladım ama doktora çalışmalarını yarım bırakarak geri döndüm. Döndükten sonra bir yazılım firmasında iş analisti olarak çalıştım. Evliyim, bir kız babasıyım. 4,5 yaşında Meryem isminde bir kızım var.

Yüksek Lisansı ne üzerine aldınız?

Yine Endüstri Mühendisliği, Lojistik ve Tedarik Zinciri Yönetimi üzerine. Değişik alanlarda doktora çalışmaları yaptım. Araştırma–Geliştirme yaptık farklı alanlarda ama kısmet değilmiş. İş uygulamaları üzerine yazılım geliştiren bir firmada iş analisti olarak, yazılımcı olarak çalıştım. Daha sonra Datateknik’e geçtim. Orada da değişik pozisyonlardan sonra, iş geliştirme ve proje müdürlüğü görevini yürütüyorum. IT üzerine bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir firmayız. Benim ilgi alanıma da, bilişim, telekomünikasyon ile alakalı her türlü iş giriyor.

Sizinle ropörtaja gelmeden önce, dernek yönetimindeki arkadaşlarla ve mezun arkadaşlarla görüştük, sizinle aynı dönemde okumayan çok mezun var ama bu kişilerin ismen en fazla duydukları mezunsunuz. Tabi bunun da bir sebebi var. Tahmin edersiniz ki biraz da onunla ilgili konuşmak istiyoruz.

1994 yılında gelen bir başarı var, ÖYS birinciliği. Bu İmam-Hatiplerin farklı tanınmasının da bir başlangıcı oldu. Ve İmam-Hatipliler, kendi potansiyellerinin farkına varmış oldular. Siz bu olayı hangi yönden daha önemli görüyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

94 yılında ÖYS’de Fen puanında Türkiye birincisi olmuştum. O dönemde sınava hazırlanırken, mezun olmaya yaklaştığımız o dönemlerde bunun çok fazla bilincinde değildik belki bu kadar etkileyeceğinin. Sonuçta İmam-Hatip Lisesi öğrencisiyiz. İmam Hatip Liseleri Türkiye’de yanlış algılanıyor –bu genel olarak bir hastalık, aslında dünyada da var, insanlar tanımadıkları bilmedikleri kişilere, kurumlara, ülkelere yaklaşırken önyargılarla yaklaşıyorlar. Bizim okullarımız için de öyle bir şey söz konusuydu ne yazık ki. Ben o dönemde üniversite sınavlarına hazırlanırken, dersaneye giderken veya farklı amaçlarla diğer okul öğrencileriyle, öğretmenleriyle veya idarecileriyle bir araya geldiğimizde, bizim okulumuzun ve İmam-Hatip liselerinin dini ilimler dışında pozitif ilimler de öğrettiklerini bilmiyorlardı. Bu konuda çok bilgi sahibi değillerdi doğrusu. Ama bizim okulumuz için özellikle söylüyorum, eğitim oldukça kaliteliydi. Kaliteli bir eğitim alıyorduk, hemen her dersi görüyorduk. Dini ilimlerin yanında pozitif bilimleri de öğreten, gösteren bir okul. Fen puanında özellikle birinci olmuş olmamız, İmam-Hatiplerin bu özelliğinin, bu yönünün de olduğunu göstermiş oldu. O dönemde ben hatırlıyorum, katılmış olduğumuz programlarda şu anda çok meşhur bazı TV programcılarından İmam-Hatip mezunlarının mühendis olmasının kaynak israfı olduğunu söyleyenler vardı. Onlar ama işin bu yönünü bilmiyorlar. Bu okullara giden öğrencilerin, çocuklarını gönderen ailelerin sadece çocuklarını imam olmak için değil veya dini konularda uzman olmaları için değil, aynı zamanda pozitif bilimlerde bilgi sahibi, değişik meslek sahibi olması için gönderiyorlar. Bu ortaya çıkmış oldu. Bu dersler de veriliyor, bu eğitimler de veriliyor. Kaliteli eğitim veren okullar. Bunu görmüş oldu insanlar. O açıdan güzel bir tanıtım oldu.

Bir birincilik var. Herkesin gözünde bir kahraman var. Peki, bu birinciliğin uzun vadedeki hedeflerinize bir etkisi oldu mu? Birincilik olayının hayatınıza etkisi, o süreçten sonra nasıldı?

Evet, güzel bir soru. Böyle bir sınavda birinci olmuş olmak önemli bir başarı tabi. Allah’ın takdiri tabi, ben o dönemde de söylüyordum.

Allah’ın takdiri elbette tabi ama biz gelirken yıllık yazılarınızı da okuduk herkes biliyormuş hani.

Her okulun başarılı öğrencileri için benzer şeyler söylenmiştir, Birinci olacak, ikinci olacak. Tabi ki bir başarıdır o kadar soruyu yapıyorsunuz, cevaplıyorsunuz ama sizin etrafınızda, size yakın öğrencilerle aranızdaki fark çok büyük değil. Çok küçük farklarla, yapmış olduğunuz birkaç soruluk farklarla, birkaç soruluk doğru verdiğiniz cevap belirliyor sıranızı. O açıdan 1, 2, 3, 10 hatta 100. olmak arasında bir fark yok. O anlamda söylüyorum. Tabi sonuçta çalışmadan başarı gelmiyor. Tercihinizi yapacaksınız, gayret göstereceksiniz ki sonucu da Allah versin. Sonuç da ondan tabi onu biliyoruz. O anlamda söylüyorum.

Şimdi asıl sorunuza dönecek olursak; birincisi ilk dönemde kendime güven geldi. O dönemde ben çok rahat bir insan değildim, Dışadönük bir insan değildim doğrusu. Televizyonlara gazetelere konuşabilecek biri değildim. O dönemde de İHL ile ilgili söylentiler vardı, hatta sınava girsen 1. olsan da birinci gösterilmeyebilirsin veya puanların kırılması o dönem olan bir şey değildi ama konuşuluyordu. Daha önceden çünkü olmuş şeyler benzerler. Benim babam da İHL mezunu ama liseyi dışardan bitirerek Hukuk Fakültesi okumuş. Bu tür sıkıntılar önceden de yaşanmış. Dolayısıyla bu tür bir baskı vardı. Olduktan sonra tabi bir güven verdi. O birkaç sene içersinde, değişik TV programlarında, gazetelerde bunu anlatma fırsatımız oldu. İHL öğrencisi kimdir, nasıldır, nasıl yaşar ne yapar. İnsanlar gerçekten çok fazla bilmiyorlar.

Onun dışında üniversitede okurken, çok fazla bir şeyini görmedim. Öndeki ikinci, arkadaki beşinci, böyleydi zaten. Hatta bir hikâye anlatılır, eskiden dijital değildi kayıtlar, elle doldururdunuz, sıraya girerdiniz. Çok da uzun sıralar olurdu. Oradan biri bağırıyormuş benim oğlum Türkiye 5. yol verin gibilerinden.

Ama gittiğinizde hocalar tanıyorlar birinci olmanızın dışında İmam-Hatip’li olduğunuzun getirdiği bir farklılık olduğu için. O açıdan tanıyorlar.

Sizi gördükten sonra İHL’ler hakkında yargısı değişenler oldu mu?

Genel olarak insanların kafasındaki fikir değişiyor ama Boğaziçi Üniversitesi’nde ben girdiğim dönemde de çok sayıda İHL mezunu vardı zaten. Çok yabancı da hissetmedim. Ben tek girmedim, 4 kişi birlikte girdik. 3 arkadaşımız Uluslararası İlişkiler’e girdi. Bizden önce gelen diğer İHL’liler vardı. Mahmut Kayacık, Akif Kayapınar, Gürkan Gürbüz vardı bizim dönemden. Dolayısıyla üniversite içinde, zaten İHL’lilerin bir varlığı söz konusuydu.

Birincilik olayındaki kahramanlık duygusunu ne zaman üstünüzden atmaya başladınız?

Dersanemde bir danışman hocam vardı, o süreçte bana psikolojik olarak da çok destek verdi üniversiteye hazırlık sürecinde. Daha önceden onun birinci olan öğrencileri olmuştu. Biz birinci olduğumuz zaman, o günlerde, size acıyorum demişti, işiniz çok zor. Çünkü büyük bir psikolojik-manevi bir fırtına gibi yani. Bir anda ne oldum diyorsunuz. Sabah gidiyorsunuz bir anda şöhretsiniz, gazeteler geliyor, televizyonlar geliyor, hele birde İHL’den çıktığı için bu başarı insanlar daha da fazla ilgilendiler. Olumlu yanı dediğim gibi kendime olan güvenimi artırdı. Konuşma anlamında, çıkıp televizyonlarda İHL’lerle ilgili, okulumuzla ilgili.

Aslında genelde öyledir, başarı insana güven getirir. Böyle bir başarı nasip edince Allah, onun pozitif bir etkisi oluyor. Ben o dönemlerde, üniversite sınavına yaklaştığımız dönemlerde, tabi bu kadar büyük sıkıntılar yoktu, şimdi arkadaşların daha büyük sıkıntıları var ama psikolojik bir baskı vardı üzerimizde. Ben olmadan önce acaba derece yapsam ne söylerim ne yaparım, ben bunu nasıl anlatırım, onun bir heyecanı var içinizde tabi.

Onun dışında, şey de var, çok tepe noktaya çıkmış olmanız bir anda hayatınızın geri kalanında baskı getiriyor size. Amerika’da doktoraya başvurduğunuz zaman veya doktorayı yapıyor olduğunuz zaman veya Türkiye’ye geldiniz, iş hayatına girdiniz, başkaları sizden beklemese de -başkaları da bekliyor sizden ama- siz kendinizden aynı şeyi bekliyorsunuz. Doktorada ne bileyim Dantzig ödülü var, onu almam lazım, yılın iş adamı seçilmem lazım, Nobel almam lazım vs vs. Öyle bir baskı getiriyor. Her alanda. Ama hayat öyle değil. Olanlar var, birçok alanda başarılı olmuş tepede kalmış ama bu çok zor bir şey. Bu baskı biraz rahatsız ediyor. Sonra mükemmeliyetçiliği getiriyor. Hani derler ya, şey sıkıntısı ortaya çıkıyor, çok iyi iyinin düşmanıdır diye. Bu sefer başka sıkıntılar ortaya çıkmaya başlıyor. O açıdan onun dezavantajını bazı dönemlerde yaşadığımı da hissediyorum. Başkası da bekliyor ama siz de kendinizden bekliyorsunuz. Yapmam lazım diye düşünüyorsunuz, neticede daha çocuksun 18–19 yaşlarında. O dönemde bir onu atlatmak lazım. Çünkü sınavda çok başarılı olup, daha sonra üniversite okurken, iş hayatında çok başarısız olan arkadaşlar var, örnekleri var. Bunun bir nedeni o. Başka bir alanda da olabilir mesela Nasuh Mahruki var. O arkadaşın da birkaç ropörtajını seyrettim, onun benzer bunalıma girdiğini, bütün dağlara çıktıktan sonra ben şimdi ne yapacağım dediğini anlatırlar. Daha sonra denize dalmaya başlamış, tepeler kalmayınca, aşağıya. İnsanlar bir arayışa giriyorlar. O psikolojiden kurtulmak lazım, doğru bir şey değil, insan her şeyi mükemmel yapamaz.

Siz bunları söyleyebildiğinize göre, o psikolojik süreci iyi yönetmişe benziyorsunuz.

Öyledir inşallah ama insanların bir beklentileri var o rahatsız ediyor. Herkes her zaman her şeyde birinci olacaksınız diye düşünüyor.

Sizin başarınızdan ilham aldığını söyleyen Kartal’dan veya dışardan herhangi birine hiç rastladınız mı?

O dönem gelip gerçekten sen misin, imzanı alayım diyenler oluyordu. Ben de diyordum ben ne bir yazarım, ne bir sporcuyum, ne artistim, niye imza vereceğim?! Gelip de sizin hayranınızım diyen filan olmadı, yalnız şunu diyen çok oldu; Allah razı olsun o başarınız bize çok güç verdi moral oldu, memnun etti. Hala da oluyor böyle diyenler.

Daha sonraki yıllarda da birincilikler ikincilikler oldu. O arkadaşları tanıyor muydunuz mesela?

Tabi tanıyordum

Bu önceden fark edilen bir şey miydi bizim okulda?

Selçuk’u biliyorum, Selim Tuzci vardı, sonra Sarımermer vardı. Benden sonraki sene giren Murat Akgüç vardı. Yalnız dediğim gibi bir okulun sürekli derece çıkarması önemli bir başarı, bunu –ilk üç için söylüyorum- önceden kestirebilmek çok zor ama başarının geleceği belli, çünkü okuldaki öğrenci kalitesi gerçekten çok yüksek. Ben ikinci sene girdim okula, ilk yıl girenler sınavla alınmadı sonrasında hep sınavla alındı.

İlk dönemde de derece var, ilk 100 e giren var.

Doğru Sadık Ünay var.

Dolayısıyla ilk mezunlarından itibaren önüne engel çıkarılana kadar derece çıkaran bir okul. Bu nasıl mümkün oldu?

Şöyle onu söylüyordum ben, Kaihl biliyorsunuz türünün ilk örneği. Özellikle ilk 4-5 sene, hemen her yerden bizim okulumuza öğrenciler geliyordu ve Anadolu Lisesi sınavına girerek gelen öğrenciler. Seçilmiş öğrenciler. Ve bu gönderen ailelerin büyük kısmı da İHL’de okusun diye yolluyor. İnsanlar tabi okulun Anadolu İmam Hatip Lisesi özelliğini görerek, Anadolu’dan ve çeşitli yerlerden öğrenciler geldi. Arkasından da ismi duyuldukça, imkânlar arttıkça, fiziki şartlar da iyileşti, daha bilinçli, kapasitesi yüksek arkadaşlar gelmeye başladı.

Ama aynı sınavla başka Anadolu Liseleri de aldılar öğrenci

Ama bizim okul alanında tek. Yani İHL’ye giden yüz binlerce öğrenci arasından geldiler. Diğerlerinin havuzu o kadar geniş değil bence. Sonuçta Galatasaray’da bir sürü derece çıkarıyor. Diğer Anadolu liselerine baktığınızda onların havuzu ortak belki ama bizim, daha geniş. İmam-Hatip liselilerin en başarılı olabilecek öğrencileri bizim okula geliyorlardı. O yüzden seçilmiş. Onun dışında belki okuldaki havadan da bahsedilebilir. Hani profesyonel takımlar için kolej havasında derler ya, bizim okulda da öyle bir hava vardı. Gerçekten hoştu. Bütün sıkıntılara rağmen –Beykoz dönemi çok sıkıntılıdır bizim, fiziksel şartlar çok kötüydü çünkü çok ayrılan arkadaş oldu, bir sabah ben kalktım, terliğimi bulamadım, terliğim suda yüzmüş gitmiş. O kadar su birikintisi oluşmuş. Buz gibiydi.

Nasıl katlanıyordunuz?

Birincisi okulumuz seviyorduk, Anadolu İmam-Hatip lisesinde okuyoruz, tek örnek. Eğitimde de sıkıntılar yaşıyorduk, dersler boş geçiyordu ama hocalarımız, o dönemki müdürümüz, Okul Aile Birliği çok özveriliydiler. Bizde bir de şey vardı, Beykoz ortamı biraz farklıydı; şehrin dışında, köydü orası. Etrafta tarla bahçeler vardı. Çok hoş arkadaşlık ortamı vardı, ama ailelerden yine de memnun olmayanlar vardı. Zamanla çocuklarını aldılar o dönemde. Ama dediğim gibi Kartal’a geldikten sonra da bu devam etti, aslında bazı açıdan okulun fiziksel şartlarının iyileşmesi, daha çok öğretmenin geliyor olması, eğitimin kalitesinin artması okuldaki ortamı çok etkiledi.

Hocaların rolü nasıldı başarılarda?

Ben Lise-1’de hatırlıyorum, Ergun Bey vardı galiba Fizik dersimize gelen, Hatice Hanım vardı Matematik dersine gelen, Kimya dersimize gelen daha sonra TÜBİTAK’a giden bir öğretmenimiz vardı ismini hatırlamıyorum. Bunlar çok özverili insanlardı. Özellikle fizik hocamız, Yeşilbursalı’ydı galiba soyadı. Bir de Almanca görüyorduk eğitimi, onun da sıkıntısı var. Okul dışından kaynaklar bulup getirmeye çalışıyorlardı. Dolayısıyla hocalarımızın; fen grubu, matematik dersi hocalarımızın özverisi yüksek çünkü çok az saat ders alıyoruz, onların da bir gayret göstermesi gerekiyordu, onu da yaptılar ve bize de faydası olduğunu düşünüyorum o dönem. İmam-Hatip Lisesi olduğu için geldiklerini söylerlerdi. Özel dersler verenler, dersanelere gidenler vardı, yani ihtiyacı olmayıp sırf bizim için geliyorlardı. O çok hoşuma gidiyordu. Allah’a şükür hocalarla ilgili bir sıkıntımız olmadı. Çünkü diğer İmam-Hatip’lerde, hocaların özellikle öğrencileri ajite ettiği, provoke ettiği falan konusunda, özellikle İslami konularda. Bizim okulda ben öyle bir şey yaşamadım ama bizden sonraki dönemde oldu mu bilmiyorum. Öğretmen kalitemiz yüksekti bence

Derneğe geçelim. Derneğin ilk üyelerindensiniz. Derneği nasıl biliyorsunuz? Çalışmalarından haberdar mısınız?

Şimdi doğrusu üst yönetimde üniversitede okurken katılmadım, ama dernek çalışmalarına katılıyorduk o dönem, toplantılarına. Yurtdışına gidince bir kopukluk oldu. Ben derneğin fonksiyonunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aslında zaman zaman kızıyorum kendime, babam da kızıyor. Sahipsiz bırakmış gibi oluyoruz, ilk mezunlar olarak. İşte dünya telaşına dalınca her şeyi unutuyoruz. Sosyal aktiviteler hep bir tarafta bırakılmış oluyor. Ben aktiviteleri arkadaşlar üzerinden takip ediyorum. Şu anda o dönemde üye olduğum mailler kapandı. Bülent’lerden, diğer arkadaşlardan duyuyorum. Dönemlerin bir araya geldiğini duydum en son. Biz kendi dönemimizle bir araya geldik ama dernek çalışmaları kapsamında değildi o toplantılar.

Okul yıllarına tekrar dönecek olursak, yatılılar özellikle ağabeylerinden hep anı dinlemişlerdir. Var mı sizde böyle bize aktaracağınız. Kartal deyince akla gelen?

Kartal deyince, Beykoz deyince, aklına hemen bir anı gelmiyor ama ben aslında çok şey bir öğrenci değildim. Telefonda dediniz ya hani çok ders çalışıyordunuz beni görmemişinizdir diye. O kadar ders çalışıyor değildim. Ama etütlerden kaytaran bir adam da değildim. Dersten kaçan biri değildim. O yüzden öyle anılarım da çok fazla yok. Ufak tefek şeyler olmuştur yatakhaneden çıkma, atlama falan.

İdareyle sizi yüz yüze getiren bir olay oldu mu hiç mesela?

Yaramazlıklarımız olmuştur ama çok da fazla olmadı. Başka arkadaşlar çok daha büyük sıkıntılar yaşadılar okul idaresiyle. Ben biraz uslu bir öğrenciydim, o açıdan baktığınızda, haşarı bir öğrenci değildim. Bir de şu da var, uslu bir öğrenci olduğunuzda, arada ufak tefek şeyler yapsanız da o çok fazla göz ardı ediliyor.

Yalnız Beykoz döneminde, genel olarak anlatayım, orda arka tarafımızda dağa çıkardık, 15 günde bir çıkardık. Arada boş derslerin telafisi için ders yaparlardı, Cumartesi-Pazar. Bizim pek hoşumuza gitmezdi. 15 günde bir eve gidiyor olmak zor çünkü. Evi özlüyorsunuz. İşte dağa çıkardık, orada kestane toplardık, mesela bir kez kaybolduğumuzu hatırlıyorum, çok korktuğumu. Futbol oynardık arka tarafta toprak saha vardı iki üç tane.

Şunu da sormak istiyorum; İmam-Hatip’lerin kapatılmasına sebep olan okul falan diyenler oldu Kartal için. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şöyle bakmak lazım; üniversite sınavlarına hazırlandığımız dönemde, sıkıntılar, istedikleri bölümlere gidebilmeleri konusunda söylentiler vardı. Bu başlamış bir şeydi. Pat diye olan bir şey değil. Ben hatırlıyorum o dönemde birinci olsan bile birinci yapmazlar demelerini bazılarının. Kendi arkadaşlarımdan vardı. O dönemde bile hissediliyordu. İmam-Hatiplere laf atılıyordu. Bizim başarımız İHL’lere çekti dikkati. Belgeseller yapıldı, okullara gidildi, incelendi. Bu tür kin ve nefretin en büyük nedeni cahillik biliyorsunuz. Bir de o dönemi diğer gelişmelerle birlikte değerlendirmek lazım. Refah Partisi’nin güçleniyor olması siyasi anlamda. Başka gelişmeler, olaylar. Bunlara suyu taşıran damla denebilir. Bizden 4–5 sene sonra başladı bu sıkıntı 98’de. O noktaya gelinmesinde, bu haksızlığın yapılmasında onlar açısından motive edici bir unsur olmuş olabilir. Ama tek başına bizim okulu suçlu bulmak ya da bizim dönemde ben ve bizden sonraki arkadaşların başarılarını bunun tek nedeni olarak görmek doğru olmaz. Tek bir nedene bağlamak doğru değil ama dikkat çekici bir unsur. İmam-Hatipler dikkat çekiyor. Bakıyorlar ki İmam-Hatipliler yayılmışlar, bütün üniversitelere giriyorlar, okuyorlar, belli başlı noktalara geliyorlar belki bu sıkıntı oluşturmuş olabilir. Bu yasakları koymada motive edici bir unsur oluşturmuş olabilir.

Son olarak sizden genç “kartallı mezunlara” söylemek istediğiniz bir şey; tavsiyeleriniz var mı bu mülakat aracılığıyla?

Ben de çok tecrübeli bir mezun değilim. Ama kısa dönemdeki tecrübelerimden çıkan şu: benim gördüğüm, çünkü çok sıkıntılar yaşıyoruz, birincisi bir şey yaparken geriye çekilip yukarıdan meseleye bakamıyoruz. İnsanın yapması gereken meselelere bakarken, eğitimli entelektüel bir Müslüman olarak bu gözlükle bakması, doğru olanı yapmak lazım, sonuçlara biz müdahale edemiyoruz. Yol çatallaştığında doğru tercihi yapın ve gayret gösterin, çünkü Kuran-ı Kerim okursanız, dinlerseniz –gerçi İHL mezunuyuz ama genelde Arapçasını okuruz mealiyle ilgilenmiyoruz, aslında onu da okumak lazım- insan şunu görüyor, yol çatallaştığında doğru olana karar vermek lazım ve gayret göstermek lazım. Sonuç, Türkiye birincisi olursunuz, çok başarılı olursunuz iş hayatında, ama bu bizim elimizde olan bir şey değil. Gerçekten değil. Bana Mehmet Akif Ersoy İHL’de de sordular, doktor olmak istiyorum ne yapayım diye, şu an söylemek belki biraz kolay ama İHL’de kalmanı salık veriyorum yani kalman daha doğrudur dedim kendisine. Ama sonuç itibariyle değerlendirip şartları, doğru olan tercihi yapmakla mükellefsiniz. Doktor oldum veya olmadım o sizin elinizde olan bir şey değil. Gidersiniz Fen Lisesi’ne yine doktor olamazsınız veya doktor olmak sizin için hayırlı olan bir şey değil, doktor olmamanız sizin için hayırlı belki. Dolayısıyla yol çatallaştığında, almış olduğumuz o eğitim, o formasyon, onun penceresinden bakarak karar vermek, ondan sonra gayret etmek, sonuçlar konusunda da kesinlikle üzülmemek. Hesap verirken, vermiş olduğumuz gayretlerden ve kararlardan, sonuçlardan hesaba çekilmeyeceğiz. Bu dünyada da baktığımızda, sıkıntı veren, üzen birçok şey aslında istediğimiz sonuçları elde edememekten oluyor. Üzülüyoruz ben niye şöyle olmadım. Meseleye ama öyle bakmamak lazım, Biraz zor ama meseleyi kolaylaştırıyor aslında kendinizi teslim etseniz, ama teslim etmek de çok zor. Ben kısa tecrübemden onu gördüm. Çalışmak, gayret etmek ve doğru tercihleri yapmak çok önemli. İmam-Hatip’li olarak da şu haliyle İHL mezunu olmaktan çok gurur duyuyorum. Arkadaşların da o şekilde düşünmelerini istiyorum. Bana bir soru sormuşlardı o dönemde, bayağı bir ropörtaj yapan olmuştu değişik yerlerden, birisi şey demişti: KAİHL mezunu olmak nasıl bir şeydi. Ben dedim ki Galatasaray Liseli olmanın bir havası vardır, İstanbul Liseli olmanın bir havası vardır bunlar büyük, köklü okullar ama ben meseleye bakarken sadece Kartal olarak bakmıyorum dedim, İmam-Hatip mezunu olarak bakıyorum dedim. Ben nereye gidersem gideyim İmam-Hatip mezunu gördüğüm zaman otomatik olarak bir sıcaklık hissediyorum.

Bizim Kartal mezunu olarak değil de İHL olarak bir aidiyet hissimiz var deyince çok şaşırmıştı. Ama tabi Kartal’ın ayrı bir havası var İmam-Hatipler arasında, ayrıca gurur duyuyoruz yani o okuldan mezun olmaktan.

Değerli vaktinizi ayırdınız. Teşekkür ederiz.

Estağfurullah. Sizden Allah razı olsun, çalışıyorsunuz. Birilerinin yapması gereken bir şey. Sağolun siz yapıyorsunuz.

Serdar_karagoz
13 Temmuz 2015
  Serdar Karagöz ile Röportaj
ensar 1
2 Ocak 2013
  Cenk Dilberoğlu ile Röportaj