Mustafa Arslanoğlu ile Röportaj

Kartal’ın sanayi bölgesinin içinde, bahçesinde camisiyle mütevazı bir okul… Mehmet Akif Ersoy Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi… Pek de geniş sayılmayacak bahçesinden geçip okul binasına giriyoruz. Binaya girince sağ taraftaki koridor idare koridoru. Bu koridorun bir de ilginçliği var, bir masa tenisi masası koyulmuş köşeye. Hangi okulun idari işler koridorunda tenis masası olabilir? Müdür odasını sorup kapıdan giriyoruz; okulun müdürü, biz Kartallılara yıllarca idarecilik yapmış olan Mustafa Arslanoğlu hocamız. Bizi büyük bir samimiyetle karşılıyor ve kucaklaşıyoruz.

Siz okuldan ayrıldıktan sonra okulumuza gelen öğrenciler oldu, sizi hiç tanımayan öğrenciler ve mezunlar vardır. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, Mustafa Arslanoğlu kimdir?

Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Öğrencileri tarafından ziyaret edilmek, öğretmenliğin en büyük payesidir. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Özellikle Kartal Anadolu İHL’de eğitim gören, oraya emek veren veya orda bir süre okumuş olan öğrencinin bizim gönlümüzdeki yeri farklıdır. Biz oraya hizmet etmekten her zaman çok büyük mutluluk duyduk. Oraya bir şeyler vermeye çalıştık. Büyük bir içtenlikle söylüyorum; orada velilerimizden, öğrencilerimizden de çok şey kazandık, çok şey öğrendik. Bu girişten sonra; Mustafa Arslanoğlu 10 Kasım 1956’da Artvin’in Arhavi ilçesinde doğdu. İlköğretiminin bir bölümünü İstanbul’da, bir bölümünü de tekrar memlekette tamamladıktan sonra İstanbul İmam Hatip Lisesi’ne 1970 yılında kaydoldu. Oradan mezun olduktan sora İstanbul İlahiyat Fakültesine gittik. Buradan mezun olduktan sonra Korgun İlköğretim Okulu, Çankırı’da göreve başladım. 5 yıl sonra İstanbul’a döndüm, Kartal Ticaret ve Meslek Lisesi’nde görev yaptım. 1992 yılında da Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde göreve başladım. İlk geldiğimde o öğrencilerle ve ortamla tanışmam beni çok güzel ve manevi duygularla donatmıştı. O ilk günümü de hiç unutmuyorum. Burada da 2002 yılına kadar içtenlikle ve samimiyetle hizmet vermeye çalıştık. Öğrencilerimize her türlü bilgi ve sosyal anlamında bir şeyler vermeye çalıştık. Ama büyük bir mutlulukla itiraf ediyorum, öğrencilerimizden ve velilerimizden çok şey öğrendik. Kartal bize çok şey kattı. Bu hizmet süresi içerisinde lise bölümünden sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yaptık. Aynı zamanda pansiyondan görevli müdür yardımcısıydık. Gündüz okulda, akşam pansiyonda olmak üzere 6–7 sene aralıksız bilfiil hizmet ettik. Burada çok güzel günlerimiz geçti, başarılara imza attık. Öğrencilerimizin büyük başarılarıyla motive olduk, şevkimiz arttı. 2002 yılına kadar böyle hizmet ettikten sonra o döneme mahsus başörtüsü ve benzeri sebeplerden dolayı soruşturmayla bir başka ilköğretim okuluna tayin edildik. 10 yıllık bir dönemden sonra fiili hizmet olarak Kartal’dan ayrıldık fakat gönül bağı olarak velilerimize ve geleceğimizin teminatı olan gençlerle birlikteliğimiz devam etmekte. Bu birlik beraberlik böyle devam edecek. Öğrencilerle hemhal olurken onlara daha güzel yaklaşım gösterebilmek maksadıyla şiir ve edebiyata da önem verdim. Açıklamalı Atasözlerimiz adlı bir kitabımız var. 1000 tane atasözünü şiir ve nesir yoluyla açıklamaya gittik. Gün Gelir ve Şişeler adlı şiir kitaplarımız var. Bütün bunları eğitim öğretimin daha güzel ve başarılı olması için, öğrencilerimden aldığım o güzel ilhamla yazdım. Şu anda da edebiyat çalışmalarım devam ediyor. Konularına göre deyimler ve beyitler yazdım. Onu da inşallah son düzeltmeleri yapınca baskıya hazır hale getireceğim. Ayrıca 2 kitap olacak şekilde şiirlerim mevcut. Şu anda da Kartal Mehmet Akif Ersoy Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi’nde görevimi müdür olarak sürdürmekteyim ve bu görevimde 4. yılımdayım. Gayemiz burada da belli bir başarı seviyesine ulaşmak, buradaki öğrencilere de Kartal’da olduğu gibi ufuk zenginliği kazandırmak. Geçen sene ilk 1000’de iki öğrencimiz vardı. İlahiyat fakültesini 6 öğrencimiz kazandı. Bu sene de, sınav sonuçlarına göre 10 öğrencimizin ilahiyat fakültesini kazanmasını bekliyoruz. Evliyim, 4 çocuğum var. Büyük kızım Kartal Anadolu İHL mezunuydu. İstanbul Üniversitesi’nde Astronomi ve Uzay Bilimleri’ni bitirdi. Matematik üzerine de yüksek lisans yapıyor. Ayrıca geçen Şubat ayında Amerika’da evlendi ve şu anda orada yaşıyor. Diğer çocuklarım da ÖSS’ye girdiler ve sonuçlarını bekliyoruz.

Mustafa Arslanoğlu okulumuzun emektar bir hocası olduğu gibi değerli bir de velisi yani. Bu da ayrı bir değer diye düşünüyorum. Bildiğiniz üzere derneğimizin kartaldernek.org adresli resmi bir web sitesi mevcut. Bu sitede çeşitli anketler yapılıyor. Bu anketlerin en çok teveccüh görenlerinden birinin sorusu da şuydu: Sizce Doksanlı yıllarda Kartalın en efsane Müdür Muavini kimdi? Mezunlarımız bu ankete büyük bir katılım gösterdi ve Mustafa Arslanoğlu hocamız bu anketten birinci çıktı. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz hocam, sizce bunu sağlayan nedir?

Teşekkür ederim, tabi başarı, iltifat insanın duygularını okşuyor. Öğrencilerimizin verdiği bu karardan mutlu olduk. Ancak, bunun altında yatan sebep nedir, neden bu teveccühe mazhar oldunuz derseniz size tüm samimiyetimle şunu söyleyeyim. 1992 yılında Kartal’a geldim. 1994 yılında da müdür yardımcısı oldum. 1994 yılından 2002 yılına kadar, bir gün dahi okuldan tam gün ayrılmadım. Bu bir rekordur belki fakat tüm samimiyetimle söylüyorum, bir iki saatliğine hastalıktan dolayı, sevk için ayrılmış olabilirim ama eğitim öğretimin olduğu bir günde okuldan tam gün ayrı olduğum vaki değildir. Gündüz lise bölümündeki sorumluluğumuzu yerine getirip akşam da, gece 12’ye kadar pansiyonda bulunduk. Teknisyenimiz ve velimiz Mehmet Akgül abimizi orada tutmak için dama satranç oynayıp geç saatlere kadar orada bulunuyorduk. Herhangi bir arıza veya problem olduğu zaman müdahale edebilmek için orada bulunuyorduk. Tabi ki nöbetçi arkadaşlar vardı ama biz orda hizmet için bulunuyorduk. Herhangi bir elektrik kesintisi veya arıza olduğu zaman müdahale edebilmek için Mehmet Akgül abimizi de orada bulundurarak öğrencilerimize hizmet noktasında katkıda bulunmaya çalışıyorduk. Bu, öğrencilerime duyduğum sevginin bir göstergesidir. Bu samimiyetimizin karşılığını bu gün işte bu çiçekli röportajla alıyoruz. Ben biraz sert bir idareciydim. Buna rağmen bu başarıya ve övgüye mazhar olmak ayrı bir mutluluk. Şundan eminim, ben hiçbir öğrencime kin gütmedim. Yani idarecilik makamımı kullanarak hiçbir öğrencime baskı yapmadım. Tamamen öğrencilerimizin geleceğe iyi hazırlanmaları konusundaki titizliğimizden dolayı bir takım uygulamalarımız oldu. O dönemde de öğrencilerimizde o muhabbeti ve sevgiyi görüyorduk. Fakat yıllar sonrasında, öğrencilerimizin o dönemde yaptıklarımızı daha iyi anladığını görüyorum. Kartal mezunlarının bu anketinden, üstelik insanın duygularını okşayan efsanevi lakabıyla seçilmek ömrümde alabileceğim en büyük hediyedir. Bunu içtenlikle söylüyorum. Bu kadar hizmetimizin, zaman zaman ve özellikle 2002 yılında çektiğimiz sıkıntıların ve yalnızlığın, öğrencilerimiz adına döktüğümüz göz yaşlarının en büyük mükafatıdır. Biz bunu öğrencilerimizin gözlerinde de görüyorduk fakat bu şekilde bizim onurlandırılmamız, buna layık görülmemiz gerçekten beni çok mutlu etti. Hayatımda bundan sonra böyle güzel bir hediye daha alacağımı sanmıyorum. Çok duygulandım, çok memnun oldum. İnşallah hep beraber öyle güzel günlere yine erişiriz.

 Tabi bizlerin üzerindeki hakkınıza karşılık olarak bizlerin yapabileceği, o denklikte bir şey yoktur sanırım, olamaz gibi geliyor. Öğrencilerinizin bu teveccühü de bu karşılığı biraz olsun verebilmek adına olan bir hareket ama tabi ki yeterli değil. Öğrencileriniz sizi değerli olarak görüyorlardı ve hala görüyorlar.

Yeterlidir, sağ olsunlar, çok sağ olsunlar. Çok onurlandım, duygulandım.

 Hocam biz Kartallı arkadaşlarla bir araya geldiğimizde zaman zaman Kartal anılarımızı tekrar hatırlıyoruz. Özellikle yatılı öğrencilerin birçok anısında siz varsınız. Sonuçta sizi o dönemde annemizden babamızdan daha çok görüyorduk. Sizin o dönemden kalan ne gibi anılarınız var hocam, pansiyondan size kalan hatıralar nelerdir?

Gerçekten yatılılık farklı bir eğitim. Küçücük yaşta gelip gencecik yaşta mezun olan öğrencilerimiz için çok farklı bir etkileşim ortamını getiriyor. Biz her sene başında bu görevi başkasına devretmeyi istiyorduk ama okul idaresinde hiç kimse bu yükü, bu ağırlığı bu çileyi taşıyamadı. Her sene bu görev bizim üzerimizde kaldı ama biz bunu her sene isteyerek yaptık. Pansiyondaki dönemlerimi hatırlayınca rahmetli babamın geçmişte yapmış olduğu dua aklıma gelir hep. Ankara’da bir gün ezanı dinlemiş, bir oğlum olursa dini bir okulda okutacağım diye vaat etmiş. Bu dua neticesinde imam hatibe geldik ve imam hatip neslini de öğrencilerini de çok seviyorum. İmam hatibe ve öğrencilerimize aşıktık. Bu aşktan doğan, daha iyiyi elde etme isteği vardı. Bu sebeple zaman zaman sert tavırlarımız da olmuştu ama bunu öğrencilerimizin iyi eğitim alması, ahlaklı yetişmesi için yapmıştık. Bu duygularla okul pansiyonunda güzel hatıralar elde ettik. O dönem için aklımda kalan bir karikatür var. Teknisyenle beraber satranç veya dama oynarken bir öğrenci geliyor odaya ve “hocam pansiyon yanıyor” diyor. Ben de “yangın merdiveni yaptık ya” gibi bir şey diyorum. Böyle çizmiş çocuklar. Okul içi dergilerde böyle karikatürlerimiz oluyordu işte zaman zaman. Onun dışında pansiyonda sabah sizleri uyandırırken şiirler okurdum: “Kalk yiğidim, dağ başını duman aldı, güneşin doğmasına az kaldı” gibi şiirler okuyorduk. Ara sıra odalara gelip dolaplara, yataklara vurduğumuz falan da oldu tabi uyandırmak için. Bu meyanda, biraz daha uyumak için pansiyonda saklanan öğrencileri bulma faaliyetlerimiz, okula göndermek için aramalarımız oluyordu. Bu hatıralar çok fazla, uzayıp gider. Sizin hatıralarınız bizim de hatıralarımızdır sonuçta. Bir keresinde de ayağı kırılan bir öğrenciyi sırtıma alıp pansiyona çıkarmıştım.

Sabah uyandırmalarınız ve okul öncesi pansiyon aramalarınız hatırlarda en çok yeri olan kısımlar sanırım.

Bazen gerekli şeylerdi bunlar. Disiplin olmayan yerde ne başarı olur ne huzur olur. Birçok şeye rağmen bir aile gibi yaşadık orada. Ben bugün bu birlikteliği, bu sevgi saygıya dayanan ilişkiyi buna bağlıyorum. O zaman adam sendeci olsaydık, okulu yolgeçen hanına çevirseydik, disiplini salıverseydik, çok daha babacan tavırlarla sizi kendi halinize bıraksaydık belki o dönem için çok sevilirdik ama bugün anılmazdım diye düşünüyorum. Tabi bizim de her insan gibi zaman zaman hatalarımız olmuştur, eksikliklerimiz vardır ve bunları kabul ediyorum.

Hepimizin bildiği gibi, okulumuzun altın dönemleri oldu. Bu dönemde siz de müdür yardımcılığı yaptınız. Öğrencisiyle, velisiyle bir süreç yaşadık. Fakat mukadderat bize özellikle 2000’lerde ve sonrasında sıkıntılı dönemler yaşattı. Bu dönemde çok değerli hocalarımızın okuldan ayrıldığına şahit olduk. Hatta bazı öğrencilerimiz de ayrılmak zorunda kaldı. O süreç hakkında ne söylemek istersiniz bize?

Evet, o süreç… Gönlümüzü yaralayan, telafisi mümkün olmayan acılara, zaman ve ikbal kaybına sebep olan bir dönemdi. Tabir caizse gül bahçesine öyle bir fırtına esiyor ki orada her şey tarumar oluyor. Okulumuzun başarısı, tabi ki sadece ÖSS ile ilgili değil, öğrencisiyle, idarecisiyle, velisiyle, öğretmeniyle bir bütünlük ortaya çıktığı zaman meydana çıkar. Hepsinin aynı hedefe kilitlenmesi gerekir. Kartal’ın başarısı da böyle bir bütünlük içinde elde edilmiştir. Güzel eğitim, sosyal ve kültürel etkinliklere ağırlık vermek başarının bir diğer parçasıydı. Ülkemizi daha ileri, daha güzel günlere götürme sevdasıyla yanıp tutuşan bir kurum işte böyle bir uygulamayla kesildi. Bir kısım arkadaşlar görevlerinden alındı, başka yerlere gönderildi. Bazı arkadaşlar da bu olumsuz şartlar altında görev yapmak istemedikleri için kendi istekleriyle, yürekleri Kartal’da kalmak şartıyla gittiler. Birçok öğrencimiz de ağlayarak, yüreği sızlayarak başka okullara nakil oldular. Bu tabi ki hepimizi derinden üzdü ve yaraladı. Böyle bir uygulamaya maruz kalmak için öğretmeniyle, öğrencisiyle, velisiyle, idarecisiyle hiçbir olumsuz tavrımız olmamasına rağmen bu kötü şartları hepimiz yaşadık. Tabi ki azim ve başarıya olan sevdamız bizi yeni arayışlara itti. Bu arzu ile yeniden elimizden gelen gayreti vatanımıza, ülkemize, devletimize, milletimize göstereceğiz. Şartlar ne olursa olsun yılmadan yolumuza devam edeceğiz.

Daha öncesinden mezun olan arkadaşlarımız bilmiyor olabilir, biz müşahede ettik. Siz o zor ve sıkıntılı dönemde kısa bir süre de olsa müdürlük de yaptınız.

Evet, öyle bir görevimiz de oldu. Tabii öncelikle, bir şey yaşanmadan başkası tarafından iyi anlaşılmıyor, kolay anlaşılmıyor. Gerçi şu söylenebilir, ateşin yakıcı olduğunu söylemek için ateşte yanmak veya yüksekten düşen bir insanın öleceğini söylemek için oradan düşmek gerekmez ama her şey için böyle değil. İnsanoğlu bazı şeyleri yaşamadan ne olduğunu bilemiyor. Ben bunu niye söylüyorum? Bu noktada, bilhassa o dönemi yaşayan arkadaşlarımızı göz önüne alarak kendinden öncekileri veya sonrakileri eksiklikle, noksanlıkla suçlamasınlar, çünkü bilmiyorlar. O dönemde biz sıkıntı yaşadık. Okul müdür vekili Abdullah Şenyüz Bey’in görevden alınmasıyla en kıdemli müdür yardımcısı olmamız hasebiyle biz müdür vekâletine getirildik. Bizim oradaki maksadımız, okulu tanıdığımız için öğrencilerimize ve öğretmenlerimize faydalı olabilmek, sıkıntıları hafifletmeye çalışmaktı. 2 ay kadar bu görevde bulunduk. Ancak başörtüsü noktasında bizden istenen başarı göstermediğimiz için biz de istifa etmeye zorlandık ve başka bir kuruma din kültürü ve ahlak bilgisi dersi öğretmeni olarak görevlendirildik, gönderildik. Daha sonra oraya onların istediği şekilde hareket eden müdür yardımcısı, müdür vekili bizzat gelerek benim açığa alınma yazımı o okula getirdi, Efekan Bey. Oraya polis eşliğinde gelerek, beni sınıftan çağırmak suretiyle açığa alındığımı tebliğ ettiler. Tabi biz bu noktada her zaman makam ve mevkiden ziyade, nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davrandık. Veli ve öğrencilerimize bir örnek olduk. Bugün nereye gitsek öğrenciler ve veliler bizi bu samimi tavrımızdan dolayı saygıyla yad ediyorlar, yanımıza gelip şükranlarını iletiyorlar. Bu da bizim için en büyük mükafat. Sizin de söylediğiniz gibi, gerek o dönemden önce mezun olanlar gerek bizden sonra okula gelen öğrenciler bu gerçekleri çok iyi bilmiyorlar. Kartal’ın geleceği geçmişindedir diyorum ben her veliye ve ilgili yerlerde. Bunu üstüne basa basa söylüyorum. Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin geleceği geçmişindedir. Dolayısıyla her gelen öğrenci, veli, öğretmen ve idareci Kartal’ın geçmişiyle irtibat kurabilmeli, Kartal’ın geçmişini özümseyebilmelidir. Geçmişini bilmeyen ne devlet ne millet ne de kurum geleceğe güvenle bakamaz.

Sizin de belirttiğiniz gibi, başarı topyekun bir birlikten doğuyor. Öğrencisiyle, velisiyle, öğretmeniyle ve idarecisiyle bir birlik sağlanması gerekiyor. Kartal’ın geleceğinde bir başarı görüyorsunuz ve bunun Kartal’ın geçmişinde gizli olduğunu belirtiyorsunuz. Peki bu bağlamda mezunlar derneğinin faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi gerçekten bir iyileşme olacaksa, eski kadronun yani öğretmen, öğrenci ve velilerin bu okula tekrar kazandırılması gerekir. Bu hem bir vefa borcudur, hem de tecrübe kolay kazanılan bir şey değildir. Bu bakımdan, böyle bir iletişimin sağlanması gereklidir diye düşünüyorum. Bunun da ötesinde, daha önceden mezun olmuş öğrencilerle şu anda okulda okuyan öğrencilerin arasında sıkı köprüler kurulmalıdır. Bir yeniden yapılandırma programı başlatılırsa, okuldaki öğrencilerle mezunların kaynaştırılması için, bilgi aktarımının sağlanması için sıkça bir araya gelinmesi gerekmektedir. Bir defaya mahsus olmayan buluşmaların yapılması, mezunlar gruplar halinde okula gelerek öğrencilerle tanışması gerek. Kartal ruhunun yeni nesle aktarılması gerek, bu çok önemli. Onun dışında, Kartal’da eskiden olduğu gibi sosyal-kültürel etkinlik kültürünün ve çalışma ruhunun yeniden yerleşmesi gerek. Sosyal etkinlik dediğim eğlence olarak anlaşılmasın. Tamamen ahlaki güzellikler içerisine oturmuş, eğitim ve öğretimle bütünleşen bir sosyal etkinlikten bahsediyoruz. Toparlayıcı ve sürükleyici bir idari mekanizmanın kurulması ve bunun işlemesi de önemlidir. Bu tip adımların atılmasıyla Kartal eski başarısına kendiliğinden kavuşacaktır zaten. Kartal buna müsaittir. Akarsu yatağını kendi açar atasözü misali, Kartal kendi yolunu kendi açar, hedeflerini belirler ve ulaşır.

Hepimizin temennisi bu tabi. Peki hocam, bu okul binalarının yıkılıp yeniden yapılması konusunda ne düşünüyorsunuz.

Ben teknik boyutundan çok anlamıyorum tabi bu işin ama raporlar yıkılması gerektiğini söylüyor. Tabi ki burada çok güzel anılarımız oldu. Duygusal olarak yaklaştığımız zaman insan yıkılmasını istemiyor elbet. Ama orada bir gelecek duruyor ve bu geleceğe ulaşma sürecinde okul binalarının yeniden yapılması gerekiyorsa yapılamalıdır diye düşünüyorum.

Peki yeni projeyi gördünüz mü? Ne düşünüyorsunuz?

Güzel bir proje olmuş diyebiliriz. Yani pek bir eleştirim falan yok. Zaman zaman gidip görüyoruz orayı. Gördüğüm tek nokta, projede binaların camiye çok yakın yapılmış olması. Ben binaların camiden biraz daha uzağa yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında herhangi bir eleştirim yok.

Eski öğrencilerinizle çok sık görüşme imkanınız oluyor mu?

Sizin beni ziyaretiniz beni çok onurlandırdı, mutlu etti. Biz ilk mezunların verilmesinden itibaren okuldaydık. Sizlerin de şahadetiyle, hayırlı ve güzel işler yaptığımızın kanaatindeyim. Çok emek verdiğimiz arkadaşlarınızdan fazla bir geri dönüş olmadı ama. Yani ziyarette bulunma, iletişim kurma olmadı. Ziyaretimize gelinsin isterdik veya çeşitli vesilelerle daha çok buluşmayı isterdik. Ama olmadı. İnşallah bundan sonra daha çok olur bu diye ümit ediyoruz. Fakat iyi niyetlerinden eminiz. Hepsiyle zaman zaman karşılaşıyoruz, konuşuyoruz. Yani, ben açık konuşmayı severim, böyle bir beklentim vardı ama şu ana kadar çok az gerçekleşti bu.

Peki biz dernek yönetimi olarak, sizleri eski öğrencilerinizle buluşturma sözü versek bunu nasıl karşılarsınız?

Beni ikinci kez sevindirirsiniz. Tabi ki güzel olur. Ama bu karşılaşmaların, buluşmaların nostaljik olmasından ziyade bir hizmete yönelik olması gerekiyor. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Biz, geçmiş tecrübelerimizden öğrencilerimizin faydalanmasını arzu ederiz. Bu tamamen bir duygu memnuniyeti sağlayacağı gibi, önemli bir eğitim zeminidir de. Birbirimizi ne kadar çok görür, birbirimizden ne kadar çok istifade edersek, hep beraber o kadar daha ileriye gideriz. Mevlana’nın bir sözü var, iyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur der. Biz bu noktada, iyi dostlarımızın olmasını isteriz. Öğrencilerimizin görüşleri bizim için çok önemlidir. Öğrencilerimiz geçmişte yaptığımız hizmetlerden nasıl bahsediyorsa, geçmişte ve günümüzde yaptığımız hataları bize söylemeli ki kendimizi düzeltebilelim. Ben idareci olarak da insan olarak da kendine güvenen bir insan olmaya çalıştım ve bu konuda özverili çalıştım. Bunu öğrencilerimize de yansıtmaya çalıştık. Zaman zaman anketler yaparak iyi taraflarımızın ve eksik taraflarımızın bilinmesi ve keşfedilmesini sağladık. Bizim mezunlarla iletişim kurmayı istememiz bu bağlamdadır. Nostaljik bir buluşmadan ziyade, bir hizmete yönelik olarak buluşmayı istiyoruz.

Röportajın başında kendinizden bahsederken edebi yönünüzden bahsettiniz. Arkadaşlar da merak ediyordur. Kartal’dan ayrıldıktan sonra edebiyat çalışmalarınız nasıl değişti?

Şimdi siz bunu sorunca, patenti bana ait olan bir söz aklıma geldi. Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde çalışan insanların başka yerde mutlu olması mümkün değildir. Ben duygusal ve sevdalı bir insanım. Orada kazandığım birikimler ve güzelliklerden dolayı, Kartal’dan ayrıldıktan sonra da başarılar elde ettik. Kartal’dan ayrılmamız, orayı ve sizleri unuttuğumuz anlamına gelmiyor, bu sebeple de yazmaya devam ediyorum. Mesela büyük bir ajandaya, konularına göre beyitler yazdım. Adalet, sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet gibi konularda beyitler bunlar. Bu çalışmamı şu anki kurumumda gerçekleştirdim. Atasözleri kitabımın ikinci baskısı için ilave yaptık. O ilave de bu kurumda çalışırken ortaya çıktı. Şiirlere de devam ediyoruz. Ben kendimi Kartal’dan ayrılmış hissetmediğim için o bütünlük devam ediyor ve burada da devam ediyoruz.

Sizin Müdür şiiriniz vardı hocam. Ben onun hikayesini merak etmişimdir hep.

Kartal’da görev yaparken müdür yardımcısıydık. Şiirle ilgili olduğumuz için olsa gerek, sunuculuk ve takdim konusunda da belli bir yetkinliğimiz vardı galiba. Kartal Anadolu İHL’nin pansiyonu olduğu için, yazın çeşitli kurumların idarecileri ve müdürleri çeşitli programlar için okulumuzda ağırlanıyordu. Bu programlar sırasında çok çeşitli idareci ve müdürlerle karşılaştım. 5 parmağın 5’i bir olmadığı gibi bu müdürler ve idareciler de birbirinden çok farklıydı. Gerçekten çok dirayetli ve kabiliyetli müdürler gördüğümüz gibi, o makamı dolduramayan müdürler de gördük. Ben o yetersiz müdürleri gördüğüm için Her kurumda bulunur yönetici bir müdür / Kimi müdür mü müdür / Kimi de müdür müdür diye başlayan bir şiir yazmıştım. O bir tekerleme gibi olduğu için öğrencilerimizin hafızasında yer etti. Tıpkı Sebepsiz bir sebep olmaz / Sebebin var sebebi / Sebep sebepsiz değildir / Bir sebeptir sebebi şiirinde olduğu gibi.

Hocam, müdür olmak sizin hayatınızda neyi değiştirdi? Kendinize daha az vakit ayırmanıza sebep olup daha az şiir yazmanıza sebep oldu mu mesela?

Ara sıra oturup düşünüyorum da, bu işleri tamamen bırakıp edebi çalışmalara mı yoğunlaşsak diye. Fakat beni bunda frenleyen hadise şu: buraya geldiğim zaman burada güzel sıralar yoktu. Eski, yüksek sıralar vardı. Ankara ile görüşüp tekli sıralar getirterek sıraları yeniledik. Laboratuarımız yoktu, fizik, kimya, biyoloji laboratuarları kurduk. Aile birliğinin katkısıyla konferans salonu yaptırdık. Anadolu bölümü yoktu, sadece imam hatip vardı. Anadolu bölümünün de açılmasını sağladık. Kısa bir zamanda kurumumu fiziksel şartlar, sosyal ve kültürel etkinlikler açısından iyi bir noktaya taşıdığım için işime devam etmek istiyorum. Bugün bu okul, Kartal ilçesi içinde ciddi bir yere sahip. Amerika’dan bir televizyon programı Milli Eğitim Bakanlığı ile görüşerek bir imam hatipte araştırma yapmak istediklerini belirtmiş. Bakanlık da bizi seçti. Aynı şekilde Kanada’dan gelen bir araştırma grubu da Türkiye’de bizim okulumuzda çalışmalarını yaptı. 2007 yılı sebebiyle Kartal ilçesinde düzenlenecek Mevlana Programı’nı bizim okulumuz düzenledi. Basında sık sık yer alıyoruz. ÖSS’de de nispeten başarılıyız, hem de henüz Anadolu İmam Hatip kısmından mezun vermememize rağmen. Bütün bu güzel gelişmeleri görünce müdürlüğe devam etmeyi düşünüyorum. Yaptığımız hizmetlerin manevi karşılığı olduğunu bildiğimiz için daha azimle ve şevkle yapıyoruz bu işi. Edebi faaliyetlerimizi de bu işlerden sonra dinlenmek için gerçekleştiriyoruz.

Benim ortaokul yıllarımdan kalan kişisel bir merakım vardı. Bunu da röportaj kapsamında sorayım. Bilindiği gibi sesiniz şiir okumaya, sunuculuk yapmaya müsait. Benim kafamda, lise ve üniversitede programlarda şiir okuyan veya sunuculuk yapan bir Mustafa Arslanoğlu imajı vardı. Bu imaj yanlış mıymış, doğru muymuş?

Doğrusu lisede birkaç şiir okudum. Ama böyle çalışmalarda çok faal değildim açıkçası. Sesimizin buna uygun olduğunu dostlarımız söylüyordu, öğrencilerimiz de söylüyor. Hiç unutmuyorum, ilkokul 2. sınıftayken bir şiir okumuştum ve çok beğenilmişti. İlkokul 2’yi Cevizli-Kartal’da okumuştum. Diğer sınıfları Artvin’de köyde okumuştum. Burada Türkçem biraz daha güzelleşmişti. Köydeyken de genelde öğretmenim şiir okuttururdu. Ondan sonra çok fazla bir sosyal etkinliğin içinde olmadım. İmam Hatip’te de doğrusunu isterseniz çok da başarılı bir öğrenci değildim. Okumayı her zaman isteyen fakat top oynamaya da meraklı bir öğrenciydim. Kendimi derse çok fazla veremiyordum. Öğretmen olduktan sonra ise böyle sosyal ve kültürel faaliyetlere önem vermeye başladım. Beni buna yönelten ise Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi hocası olmamdı. İlahiyatçıların, ortaokullarda ve liselerde kendini kabul ettirmesi, bilgi ve kültür düzeyinin belli bir seviyenin üstünde olduğunu gösterme yönünde gayretim oldu. Görev yaptığım yerlerde tiyatrolar düzenledik, şiir programları hazırladık, çeşitli programlar organize ettik. Çankırı Korgun İlköğretim Okulu’ndaki görevimde başlamıştım bu çalışmalara. Bir Hilal Uğruna adlı piyesimi de orada yazıp yönetmiştim. Okulda oynamıştık ve çok başarılı bulunmuştu. O piyeste rol alan öğrenciler daha sonra belirli mevkilere geldiler, başarılı oldular bir şekilde. Orası bir nahiyeydi o zamanlar, şimdi ilçe oldu. Burada şunu da belirtmek isterim ki sosyal aktivitelere katılan öğrenciler genelde hayatta başarılı oluyor. Ben öğrencilere hem din dersini sevdirmek hem dine yakınlıkları olması için böyle faaliyetlere başladım. Gençliğimde bu yönde bir altyapı varmış ama bu açığa çıkmamıştı. Galiba şartlar değişince ortaya çıkıyor bazı şeyler. Ben bu konuda çok azimli ve özverili değildim eskiden. Şimdi sosyal kültürel faaliyetlere önem veriyorum ki öğrencilerim kendi kabiliyetlerini erken yaşta fark edebilsin. Gayemiz kendi reklamımızı yapmak değil. Ben kendi kabiliyetlerimi geç yaşta fark edebildim ama öğrencilerimin kendi kabiliyetlerini erken yaşta fark etmelerini istiyorum ve bunun için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Hocam şimdi edebiyattan, kültürel ve sosyal aktivitelerden bahsettik, hemen benzeri bir noktaya gelmek istiyorum. Mustafa Arslanoğlu hocamız hala satranç oynuyor mu?

Burada yatılı bölümü yok tabi, burada oynamıyorum. Kendi satranç takımım yok burada. Ama evde internetten devam ediyoruz. Burada farklı bir spor alanına yoğunlaştık. Öğrenciler arasında ve öğretmenler arasında masa tenisi turnuvası yaptık burada. Acizane, finali de kazandık.

Başka sporlara ilginiz var mı?

Yüzmeyi de severim ama ona çok imkanımız olmuyor tabi. Okul içinde imkanımız olan spor masa tenisi. Satranç ya da dama oynayarak da dinlendiğimiz oluyor. Bunun yanı sıra iyi bir Galatasaraylıyım.

Hatırlıyoruz hocam, UEFA kupasının alındığı yıl maçları seyretmiştik. Final akşamı da etüt falan yoktu.

Evet, 3 gün 3 gece bayram ilan etmediğim için şimdi üzülüyorum.

İdare bölümünün koridorunda tenis masası olması sizin bir uygulamanız sanırım.

Tabi, arkadaşlar oynasın diye koyduk. Kantinde de var masalarımız.

Dernek vasıtasıyla mezunlarımıza son olarak ne söylemek istersiniz?

Kartal fırsatını, bu hatırayı, başarıyı herkes yakalayamaz, bunlar herkese nasip olmaz. Mezunu veya mensubu olan herkes bunun kıymetini bilsin. Yekvücut olarak, derneklerine sahip çıkarak, siteyi takip ederek, fikir üreterek, emek vererek, gönül vererek bu birlikteliği sağlasınlar. Bu çok önemlidir. Ve bir yerlere geldikleri zaman aşağı baksınlar, kendi arkadaşlarını ve kardeşlerini unutmasınlar. Bir yerlere hep beraber gelinirse orada kalmak daha güzel olur. Bu bakımdan buna da dikkat etsinler. Dostlarını, arkadaşlarını, kardeşlerini unutmayıp birbirlerine sevgiyle, muhabbetle bağlansınlar. Çünkü sizlerin, bizlerin birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var. Beraber yürüyelim bu yollarda. Beraber ıslanalım bu havalarda. Beraber çile çekelim bu davada. Beraber gülelim bu hizmet yarışında diyorum. Selam, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Gerek derneğimiz, gerekse bütün mezunlar camiası adına, değerli vakitlerinizi ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Serdar_karagoz
13 Temmuz 2015
  Serdar Karagöz ile Röportaj
ensar 1
2 Ocak 2013
  Cenk Dilberoğlu ile Röportaj