Dr. Ebubekir Ceylan ile Röportaj

Okulun ilk öğrencileriydik ve bizden başka kimse yok. 101 kişi başlamıştık okula. Sonraki yıllarda hep alt dönemlerden arkadaşlar geldi ve biz hep ‘abi’ olduk. Ama bizleri yönlendirecek kimse yoktu. Bu, önemli bir dezavantajımızdı. Hayata hazırlanma anlamında önümüzde rehber, yol gösterici birine ihtiyacımız vardı.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ben 1974 Almanya doğumluyum. Babam işçi olarak çalıştığı için orada bulunuyorduk. Fakat 1984 yılında temelli dönüş yaptık. 1985 yılında KAİHL’ye geçtim. Dönüşümüzdeki sebeplerinden bir tanesi, Türkiye’de, ya da Müslüman diyarında okumaktı. 85’te KAİHL’ye girdik. 93’te mezun olduk. Okulun ilk mezunlarıyız. 5 yıl Beykoz’da, 3 yıl Kartal’da okuduk. Her ikisinin de güzel yanlarını, zorluklarını görmüş olduk böylece. Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümüne girdim. 4 yıl da orada okuduktan sonra Manchester’da uluslararası ilişkiler mastırı yaptım. 1 yıllık mastır programından sonra Türkiye’ye döndüm. 1999 yılında Boğaziçi Tarihte doktoraya başladık. 99 yılı benim için önemli şeylerin olduğu yıldır bir bakıma. Fatih üniversitesi tarih bölümünde öğretim görevlisi olarak işe başladım. Bir yandan hocalık, bir yandan öğrencilik yapıyordum yani. Aynı anda ikisini yürütmeye çalışıyordum. Çok şükür 2006 yılında doktoramı bitirdim ve başarıyla savundum. Mart 2006’da savunmayı yaptım. 2006 Nisanında askere gittim. Bunun dışında, evliyim. Sena Nur ve Emir Ercan adlarında iki çocuğum var. Fatih Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaya devam ediyorum.

Fatih Üniversitesi dışında Bilim Sanat vakfında da dersler veriyorsunuz.

Vakıfta gönüllü olarak çalışıyorum. Bilim Sanat Vakfına Boğaziçi’nde okurken başlamıştım. İlk yıllar çok seyrek geliyordum. Derslerden vakit bulamıyordum gelmeye. Ama özellikle mastır sonrasında daha yoğun gelmeye başladım ve burada ciddi anlamda bilgi donanımı edindiğimi söyleyebilirim. 3–4 yıl kadar önce de burada ders vermeye başladım. Kendi çalışma alanım olan Osmanlı-Arap coğrafyasıyla ilgili ders verdim. Benim doktora tezim de Tanzimat dönemi Bağdat vilayeti ve genel olarak da Arap vilayetleri ile ilgileniyorum. 2003 yılında Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi’nin (TALİD) yayın kuruluna girdim. Bilim Sanat Vakfında da, Türkiye Araştırmaları Merkezinde çalışıyorum. Gönüllülük esasına dayanan bir çalışmamız var burada. Akademik çalışmalar yapıyoruz. Seminerler, tartışmalar, konuşmalar…

Doktora teziniz, Bağdat. Bize sizin gözünüzden Bağdat’tan bahseder misiniz?

Bağdat çok önemli bir şehir. Osmanlı’nın çok önemsediği bir şehir. Bir kere bir İslam başkenti. İslam devletine yüzyıllarca başkentlik yapmış bir şehir. Ve Osmanlı böyle şehirlere ayrı bir önem veriyor. Şam mesela, Emevi döneminde başkentlik yapmış. Bağdat Abbasiler döneminin başkenti olmuş. Osmanlı sadece İslam devletlerinin başkentlerine değil, diğer başkentlere de önem vermiş. Avrupa topraklarındaki başkent konumundaki şehirlerin de Osmanlı için yeri ayrıdır. Osmanlı Bağdat’ı 16. yüzyılda alıyor ve birkaç yüzyıl burada bulunuyor ve önemli bir Osmanlı şehri oluyor. Bağdat’ın en önemli özelliği öncelikle ciddi bir kültürel ve tarihi miras barındırmasıdır. Bilindiği gibi tarihin bir döneminde ilim merkeziydi Bağdat. Ayrıca ikinci olarak, jeopolitik önemi çok büyüktür. Bölgenin önemli bir merkezi konumundadır. Ayrıca çevredeki havzalara ulaşım açısından da önemli bir noktadadır. Mesela Anadolu’dan Hindistan’a giden yol üzerinde bulunur ve bu yolun hâkimiyeti için Bağdat çok önemlidir.

Siz Bağdat’ı çalışmaya savaştan dolayı mı başladınız?

Hayır, daha öncesinden de bu bölgeye ilgim vardı ve yani savaştan çok önce karar vermiştim.

Savaşta büyük yıkım oldu, Bağdat’ta neler değişti?

Bağdat’ta birçok şey yıkıldı. Bunların en önemlisi ise kültürel miras sanırım. Bilindiği gibi Irak Mezopotamya medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir coğrafya ve bu nedenle arkeolojik çalışmalar Babil, Musul ve Ninova gibi şehirlerde çok önemli. Arkeolojinin bir bilim dalı olarak yükselmesinden beri Batılılar bu bölgede de önemli çalışmalar yaptılar. İnsanlığın ilk merkezleri buraya yakın olduğu için ciddi bir tarih birikimi vardı Bağdat’ta. Fakat şimdi Bağdat’taki kütüphaneler ve müzeler yıkıldı. Önemli mimari eserler savaşta zarar gördü. Mesela geçenlerde Bağdat’taki Irak kütüphanesinin müdürünün günlüğü internette yayınlandı. Günlükte şöyle cümleler var: Bugün arşivden sorumlu arkadaş öldürüldü. Bugün bir başka birimden sorumlu bir arkadaş öldürüldü…

Kültüre yönelik ne varsa yağmalandı. Çok önemli el yazması eserler vardı buralarda. Şimdi yok. Ne olduğunu kimse de bilmiyor. Bu eserlerin kütüphanelerden alınıp çeşitli yerlere götürüldüğü, toplandığı biliniyor fakat birileri alıp götürmüş de olabilir. Bunun yanı sıra diğer kültürel varlıklar da yok ediliyor, tahrip ediliyor. Mesela Samarra Camii. Samarra, Abbasiler döneminde Türk askerleri için yapılmış bir şehirdi. Bilirsiniz, caminin çok orijinal bir minaresi vardır, mimari açıdan yeknesaktır. Öyle bir minare, yanılmıyorsam benzeri bir tane daha Kuzey Afrika’da var ve başka örneği yok. O minarenin özelliği nedir bilir misiniz? Minareye içeriden merdivenle değil, dışarıdan çıkılmasıdır. Hatta müezzin minareye atla çıkar ve ezanı öyle okurmuş. Şimdi bu eser de savaşta tahrip oldu. Antik döneme ait birçok eser de işgalden nasibini aldı. 1258’de Moğollar böyle bir tahribata sebep olmuştu. O dönemde Moğollar birçok kültür varlığını yok etmişlerdi. Şimdi yine bir yıkımla karşı karşıyayız.

Savaştaki bir diğer tahribat da bölgedeki etnik kimlikler için. Bildiğiniz gibi bölge çok kozmopolit bir yapıya sahiptir. Şu anda Irak’ın kuzeyine ait tapu kayıtları yok ediliyor. Bir şekilde oraya ait tapu kayıtları yok artık. Ve bu bölgenin geleceği açısından önem arz ediyor.

Sadık Ünay ile röportaj yaptığımızda sizin birçok maceranızdan bahsetti. Kartal’dan bahsetti, Boğaziçi’den bahsetti, Manchester’dan da bahsetti. Son olarak, Ebubekir doktorada döndü, ben orda kaldım dedi. Biz sizden dernek kurucu yönetim kurulu başkanı olarak derneğin kuruluşunu dinlemek isteriz.

Bizim Kartalda ilk öğrenciler olarak birçok avantajımız vardı ama birçok da dezavantajımız vardı. Okulun ilk öğrencileriydik ve bizden başka kimse yok. 101 kişi başlamıştık okula. Sonraki yıllarda hep alt dönemlerden arkadaşlar geldi ve biz hep ‘abi’ olduk. Ama bizleri yönlendirecek kimse yoktu. Bu, önemli bir dezavantajımızdı. Hayata hazırlanma anlamında önümüzde rehber, yol gösterici birine ihtiyacımız vardı. Tüm bunlara rağmen, gerek beraber mezun olduğumuz dönem gerek daha sonra yakinen beraber olduğumuz arkadaşların çok kapasiteli insanlar oluğunu anlamıştık. Her birinde ayrı bir cevher vardı ve farklı ilgilere sahip arkadaşlarımız vardı. Her birinin mezuniyetlerinden sonra çok önemli işlere imza atacağını daha o günlerden anlıyorduk. Türkiye’deki diğer imam-hatipler ve çevredeki diğer okullar arasında sivriliyorduk ve bunun farkındaydık. Her ne kadar biz 93 mezunu olsak ve ilk ÖSS birinciliğimizi 94 yılında aldıysak da bizim dönemimizde de ÖSS’de ilk yüze giren ve gayet başarılı olan arkadaşlarımız vardı.

Kısacası, biz birlikteliğimizin sadece 8 yılla sınırlı kalmasını istemedik. Bunu daha sonra görüşmemize vesile olacak ve bizden sonra mezun olacak arkadaşlarımızın buluşmasına vesile olacak bir kurumsallaşmaya gidelim istedik. Böylece bir dernek kurma fikri oluştu. O zamanlar bir hayli zorluk çektik. Dernek kurma sürecini bilmiyorduk. O zaman hukuki mevzuat da esnek değildi. Mesela ben hem öğrenci olduğum için hem de dernek başkanlığı yaptığım için valilik beni mahkemeye vermişti. Bunu çok iyi hatırlıyorum. (gülmeler). Sonra düştü tabi bu mahkeme. İlk sene, dernekler masasına gidip geldik, belgeleri tamamlamakla uğraştık. Zaten ilk sene dernek sadece kâğıt üzerinde vardı. Dernek çantada dolaşıyordu yani. (gülmeler) Kurucu yönetim kurulu başkanı olarak yönetime çeşitli arkadaşlar aldık. Aslında zaten biz mezun olduğumuzda 45 kişiydik. Okulda öğrenci numarası olarak 102 kişiydik ama fiili olarak 101 kişi başlamıştık 85 yılında. Bu 1993’te mezun olduğumuzda 45’e düştü. Yani %55’lik bir fire var nerdeyse. Sonuçta bu arkadaşların çoğunu da dernek yönetimine aldık. Bizden sonra da Eyüp Özdemir’ler, Mahmut Özdil’ler destek oldular sağ olsunlar. Bunlar hem yönetime geldiler. Dernek onların da sayesinde bir yere geldi sağ olsunlar.

Derneğin ne zaman çantadan çıkıp ofise geçtiğini hatırlıyor musunuz?

Tarih olarak net bir şey söyleyemeyeceğim ama Kartal merkezde bir iş hanı vardı. Adını tam hatırlamıyorum. Kartal merkezde bir alt geçit vardır, oranın hemen karşısındaki bir iş hanının bodrum katında veya giriş katında böyle küçücük bir yerimiz vardı. Ama herkesin çok uğradığı bir yer değildi. Çünkü zaten sayımız çok azdı. Çoğumuz da Avrupa yakasında oturuyorduk. Bu sebeple çok fonksiyonel bir merkez olmadı. Bu anlamda, işlevsel olarak ilk merkez Beşiktaş’taki merkezimiz oldu. Orada zaman zaman toplanırdık. Bayramlaşmalar olurdu, dönemler buluşurdu.

Biliyorsunuz, şimdi Üsküdar’dayız, geçen yıl taşınmıştık.

Evet, biliyorum. Bir ziyaret niyetimiz vardı aslında. Bülent Turan ve Mithat Tekçam’la beraber. Ama araya bir takım sebepler girdi, gerçekleştiremedik.

Bekleriz tabi ki. (gülüşmeler) Bu yıl dönem buluşmalarımızı başlattık, sizin döneminizle de 27 Mayıs’ta buluşacağız inşallah.

Evet, takip ediyorum. Bizim, dönem mail grubumuz var 93 mezunları olarak. Arkadaşlarla çok sık görüşemesek de hemen hemen hepsiyle haberleşiyoruz. Dönem buluşması bizim hep gündemimizdeydi zaten. Mesela geçenlerde Ordu’dan bir arkadaşla telefonla görüştüm. Mezun olduktan sonra kendisiyle hiç görüşemedik. Telefonlaştık, e-mailleştik ama hiç yüz yüze görüşemedik. Özellikle 10. yılda biz dönem olarak buluşmayı düşündük, 2003’te yani. Böyle bir şey yapmayı düşündük ama çeşitli nedenlerden dolayı yapamadık. O yüzden bu dönem toplantısı da hepimizin gündemine girdi.

Siz ilk dernek başkanı olarak, derneğin o zamandan bu zamana gelişini nasıl görüyorsunuz. Şu anki faaliyetlerimiz hakkında ne düşünüyorsunuz? Dönem buluşmaları yapıyoruz, her yıl iftar, kahvaltı, piknik düzenliyoruz. Web sitesi çalışmamız devam ediyor…

Biz kuruluşundan itibaren çok zorluk yaşadık bu dernekte. Biz bu anlamda çok fonksiyonel olarak değerlendiremedik. Şartlar bunu getirmişti belki de. Hem okuyorduk, hem de mevzuat çok esnek değildi. Ama şu anda dernek gittikçe ileriye doğru gidiyor ve faaliyetlerini çok daha iyi bir noktaya getirdiğini görüyorum. Farklı ortam ve meclislerde, gıyablarında yönetim kuruluna ve bilhassa başkan Hatice Hanım’a da çok teşekkür ettiğimi bilirim. Bizim zorluklarımızdan en önemlisi maddi idi. Kartal camiası henüz bugün olduğu kadar genişlememişti. 45 kişi mezun olmuştu ve bunların yarısı İstanbul dışında, Anadolu’da oturuyordu. Hem öğrenci sayısı optimuma ulaşmamış, hem bir veli çevresi oluşmamış ve tüm bunları saran bir çevre oluşmamıştı. Yapacağımız her şeyde harcamayı cebimizden yapıyorduk. Makbuz al, belgelerle uğraş, defterin her sayfasını notere onaylat… Bunlar çok küçük masraflarla dönen şeyler ama yekûnu yüksek ediyordu.

Aidat toplayabiliyor muydunuz o zaman?

Hayır, ciddi anlamda toplayamıyorduk

Ödeyen bazı üyelerimizi saymazsak, kendilerine çok teşekkür ediyoruz hassasiyetleri için, durum hala aynı gibi (çokça gülüşmeler).

Mesela, Yunus Erdem arkadaşımız vardı. Kitap kırtasiye sektöründedir kendisi. Dernek defterlerimizi o vermişti iyi hatırlıyorum. Önemliydi bu, çünkü bir sürü defter vardı; karar defteri, muhasebe defteri, üye defteri… Bunların yekûnu bile ciddi bir miktar tutuyordu o zaman. Karar defterinin her sayfasını noterin onaylaması lazımdı mesela. O zamanlar öğrenciydik ve tüm bunlar ciddi bir miktar ediyordu bizim için. Şimdi ise kahvaltılar organize ediliyor, piknikler düzenleniyor, dönemler buluşuyor ve hepsi çok kaliteli organizasyonlar oluyor. Çok şükür, çok iyi bir konuma geldiğini düşünüyorum ben. Bu anlamda cidden çok teşekkür ediyorum dernekteki gelmiş geçmiş yönetimlerdeki tüm arkadaşlara.

Şimdi 2007 yılındayız. 14 yıl olmuş siz mezun olalı. Mezunlarımızın geldiği yaş, edindiği meslekler, hayatta geldikleri nokta açısından; sizin gibi eski mezunlarımıza yönelik yapabileceğimiz faaliyet var mıdır? Eski mezunlarımız genelde katılamıyor faaliyetlerimize, bu nedendir?

İstişare toplantıları önemli. Burada en önemli unsur dönem temsilcileri seçip bunlarla irtibatı sağlamak. Mesela 93 mezunlarının katılım problemi varsa, bunu dönem temsilcisi vasıtasıyla halletmek lazım. Bunlar yapılabilir. Ben, uzun süredir içeriden göremediğim için, hangi dönemlerin aktif olarak katılıp katılmadığını bilmiyorum ama 93 mezunlarının aktif olarak katılmadıklarını biliyorum. Çok azdır gelen. Bu biraz organize çalışmayı gerektiriyor. Ciddi bir haberleşme ağının kurulması lazım ve buradaki eksiklik aslında üyelerden kaynaklanıyor. Ama dernek de daha çok kurumsallaşmalı. Aramızdan avukatlar çıkıyor, iş adamları çıkıyor, çeşitli yöneticiler çıkıyor. Bu yüzden derneğin faaliyetlerini daha farklı alanlara taşıyabiliriz. Bunlar tabi ilk etapta aklıma gelenler. Düşünmek lazım, üzerinde çalışmak lazım ama farklı faaliyetler yapabileceğimiz kesin.

İstişare toplantısı dediniz, dönem temsilcisi dediniz; bizim dönem buluşmalarımız da tam olarak buna hitap ediyor aslında. Mezunlarımızın kendi aralarında toplandığını biliyoruz. Ama biz bu dönem toplantılarında, dönemlerin dernekle birebir iletişime geçmesini istedik. Öneri ve tavsiyelerinizi almak istiyoruz. Şu ana kadarki toplantılarda güzel teklifler geldi. Mesela ağaç dikelim dedi 97 mezunları.

(Gülüş) Kartallılar hatıra ormanı, güzel olur 🙂

Her dönemi derleyip toparlayacak insan sayısı bellidir ve bunlar 3–5 tanedir. Yapılması gereken şey, o kişilerle iletişime geçmek. Dolayısıyla biz bayramlarda, kahvaltı-iftar gibi aktivitelerde ufak bir telefon trafiğine girsek ciddi katılım sağlayabiliriz. Derneğin sms atması çok önemli ama dönem temsilcilerinin de araması lazım.

O zaman dönem temsilcisinin çok önemli olduğunu söyleyebiliriz?

Kesinlikle; arada samimiyet var, kişisel hukuk var. Samimiyet bağları işin içine girince çok daha farklı oluyor. Ve insanlar şuna da bakıyor, ‘falanca da gidiyormuş, ben de gideyim’ diyor. Mesela ben önceki iftarlarda 93 mezunlarından kimseyi göremediğimde hayal kırıklığına uğradım. Bu bende daha az olur tabi. Ama dernekle iç içe olmayan bir arkadaş aynı konumda olsa daha fazla hayal kırıklığına uğrar. Buradan dönem temsilcisi arkadaşlara vazifelerinin önemini hatırlatmak istiyorum bu sebeple. Tabi benim de bunu gerçekleştirmem lazım (gülüşler).

O zaman ben 22 Nisan’da yapılacak olan kahvaltıda, 93 döneminden daha çok kişiyi görmeyi bekliyorum.

Ben bunun çalışmalarına şimdiden başlıyım o zaman.

Ebubekir ağabey, bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Rica ederim.

Serdar_karagoz
13 Temmuz 2015
  Serdar Karagöz ile Röportaj
ensar 1
2 Ocak 2013
  Cenk Dilberoğlu ile Röportaj